|
muzaffer
|
 |
« : 24 Eylül 2011, 04:50:31 » |
|
Mustafa Mutlu
Son on günde üç farklı “Bugün seçim olsa hangi parti, oyların yüzde kaçını alır” başlıklı araştırma sonucu okudum.
Üç aşağı beş yukarı hepsinin tahmini aynı:
AKP’nin oy oranı yüzde 55’lere çıkmış, CHP yüzde 21’e gerilemiş,
MHP yüzde 14’lerde...
AKP’nin oy oranını artırmasının en önemli nedeni, hükümetin izlediği dış politikaymış... Çünkü seçmen, “Yeni Osmanlı” anlayışından çok hoşnutmuş... Hele hele İsrail’e uygulanan yaptırımlar, Türkiye’nin bölgede artık söz sahibi etkin bir güç olduğunu ortaya koyuyormuş!
Öyle ki her 100 seçmenden yüzde 71’i uygulanan bu dış politikayı onaylıyormuş...
***
Hani işe girmek için başvuru formu doldurturlar da bütün iş arayanlar da “Hobileriniz” bölümüne, “Kitap okumak; tiyatroya, sinemaya gitmek, klasik müzik dinlemek” diye yazar ya...
Ben artık bu anketlere verilen yanıtları da böyle görüyorum:
Bu ülkede satılan günlük gazete sayısı 4 milyon 400 bin!
400 binini hiç saymayın, çünkü sadece futbolla ilgileniyorlar... Geriye kalan 4 milyon gazeteyi de dörder kişinin okuduğunu kabul edin... Demektir ki; 52 milyon seçmenden sadece 16 milyonunun eline gazete değiyor.
***
“Değiyor” diyorum; çünkü bizdeki okur alışkanlığı belli:
Bazı erkekler spor sayfalarını karıştırıp, sondan başa doğru hızlıca sayfaları çevirir, sonra da birinci sayfaya üç buçuk saniye bakıp “gazete okuma işi”ni bitirir...
Kadınların çoğu ise ana gazeteye dokunmaz bile; magazin ilavesi yeterlidir onlar için...
Bunları dikkate aldığınızda bu 16 milyon kişinin ancak 3-4 milyonunun gerçek gazete okuru olduğu ortadadır.
Gazete almayıp günlük gelişmeleri haber kanallarından, internetten, radyodan, televizyonların haber bültenlerinden izlemeyi tercih edenleri ekleyin:
En fazla 20 milyon kişi...
Emin olun; bu bile çok fazla abartılmış bir rakam!
Peki; geriye kalan 32 milyon seçmen gündemi nasıl ve nereden izliyor?
En az yarısının umurunda bile değil; Türkiye’de ve dünyada olup bitenler... Yani hiç ilgilenmiyorlar!
Diğer yarısı da cemaat tarikat buluşmalarında, kahve sohbetlerinde, Twitter’da, Facebook’ta, kısır partilerinde kulaklarına çalınan bilgi ya da haber kırıntılarıyla idare ediyor...
Ama karşılarına “seçim araştırması” yapan bir anketör çıkınca, oy verdikleri partiyi neden sevdiklerini söylerken zorlanmıyorlar.
Diyeceksiniz ki, “Gündemi takip etmiyorlarsa, ot gibi yaşayıp gidiyorlarsa, o zaman dış politikayı falan nereden biliyorlar?”
Bilmiyorlar...
Önlerine konulan anket formlarındaki seçenekler arasında var hepsi şıklar halinde; oradan okuyup seçiyorlar...
Ve dolayısıyla okulu bitirdikten sonra tek bir kitap bile okumadıkları halde nasıl, “Kitap okumayı seviyorum” diyorlarsa; anketöre rezil olmamak için de parmaklarıyla en üstte yazan seçeneği gösterip, “Aha işte bu” diyorlar!
Ve ne yazık ki bu, “Aha işte bu”lar kaderimizi belirliyor...
***
GÜNÜN SORUSU
Başbakan Erdoğan, ABD Başkanı Obama’yla görüşmesinde PKK’nın Kuzey Irak’tan tasfiyesi için destek istedi, olmadı. Füze radarının bilgilerinin İsrail’e verilmeyeceğine dair garanti istedi, olmadı! Gazze’ye ablukanın kaldırılmasını, Filistin devletinin tanınmasını, İsrail’in özür dilemesinin sağlanmasını, Rumların Akdeniz’deki sondajlarının durdurulmasını istedi, olmadı. Sorum bu görüşmeyi “başarılı” bulan yandaş medyanın yandaş yazarlarına:
Türkiye Başbakanı’nın isteklerinin yerine getirilmemesi, sizce başarıysa... Siz ABD’li misiniz?
***
PKK’yla asker değil narkotik şube savaşmalı!
Genelkurmay Başkanlığı dün bir açıklama yaptı ve 17 Ağustos’tan bu yana Irak’ın kuzeyindeki bölücü terör örgütüne ait 152 hedefe hava harekâtı icra edildiğini, tüm hedeflerin tam isabetle vurulduğunu ve tahrip edildiğini bildirdi.
Bu operasyonlar yıllardır sürüyor... Artık öğrendik ki; o 152 hedefi bir değil 152 bin kez vursak, nafile...
Çünkü vurduğumuz taş, toprak... En fazla birkaç çapulcu...
Oysa bu savaşı sürdürenler, PKK’nın iç yüzüyle ilgili yazılan onlarca kitabı okusalar, çözümün aslında çok basit olduğunu görürler:
PKK, on bine yakın askerimizi, bir o kadar vatandaşımızı nasıl öldürdü? Hafif ya da ağır silahlarla? Peki; o silahları, bombaları, mayınları hangi parayla aldı? Dağdaki on bine yakın eşkıyanın masrafını nasıl karşılıyor?
Uyuşturucu ticaretinden kazandığı parayla!
Öyle ki Batı ülkelerine giden eroinin, esrarın yüzde 80’ini bu örgüt pazarlıyor!
O zaman çözüm ne?
PKK’nın “gelir kaynaklarını kurutmak...”
Yani, uyuşturucu ticaretini durdurmak, uyuşturucu parasıyla silah ve mühimmat almasını engellemek...
Bu çok mu zor?
Değil elbette... Ama bunun için yüz binlerce askerin savaşması yanlış... Mücadele, konularında uzman narkotik ekiplerince yürütülmeli...
***
Tarihe not düşmek için yazıyorum:
PKK’nın uyuşturucu ticareti yaptığı yollar kesildiğinde, yani örgüt parasız bırakıldığında; Türkiye’nin “terör sorunu” falan kalmaz...
Bunca yıldır bu ülkeyi yönetenler, bu basit gerçeği neden görmezler ve önlem almazlar, anlamak mümkün değil!
Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu. Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki şayak kalpaklı adam nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden güzel, rahat günlere inanıyordu ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü. Paşalar onun arkasındaydılar. O, saatı sordu. Paşalar : «Üç,» dediler. Sarışın bir kurda benziyordu. Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı. Yürüdü uçurumun başına kadar, eğildi, durdu. Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlıyacaktı.
Nazım Himet RAN
|